Son

Posted on: Şubat 18, 2021 Posted by: admin Comments: 0

Ve hanımlar ve beyler geldik hikâyenin sonuna. Hiç başlamamış gibi görünse de ve hiç var olmayacakmış gibi gelse de size yazdıklarım -ki tüm hayal edilenlerin var olması kadar var olsa da- her başlangıcın olduğu gibi bu hikâyenin başlangıcının da sonu geldi çattı. Gerçi başlangıcından söz edilemeyen bir hikâyenin sonundan söz edilebilir mi bilmiyorum. Ki zaten her başlangıç bir son ve her son bir başlangıçken hikâyemin başı aslında bir son ve şimdi yazdıklarım ise bu hikâyenin başlangıcı olabilir. Her şey karmaşık gelse de size, aslında her şey öyle basit öyle göz önündeydi ki. Baktınız ancak görmek istemediniz sadece.

Zaten inanmamıştınız benim varlığıma, yazdıklarımı da pek önemsememiştiniz bu yüzden. Yaşamaya inandığınız kadar yaşadığıma inanmamıştınız ama ölüme inanmadığınız kadar da ölebileceğime inanmıştınız. Çelişkiliydiniz siz. Kendinize bile inanmıyordunuz çelişkileriniz yüzünden. Bana inanmanızı nasıl bekleyebilirdim ki sizden?

İronileriniz arasında ölü rolünü oynamak da zor gelmemişti bana. Rolüm gereği nefesimi tutarken içimde gözlerimle anlatmaya çalışıyordum yaşadığımı sizlere. Bunun içindi yerde gözlerimle çırpınışım. Oyunu bozmadan sizinle iletişim kurmamın tek yolu buydu çünkü. Ama siz bunu da görmediniz tabii ki. Oysa ben caddenin ortasında boylu boyunca uzanmış yatarken gece çöküp yıldızları izlemek için yere uzanmışım gibi –ki siz benim bu halimi küçük çocukların çimlere yatıp bulutları seyretmesine benzetmiştiniz- sizler üstüme örtülen gazetelerin haberlerine dikmiştiniz gözlerinizi. Yine orada değildim sizin gözünüzde.  İlgilendiğiniz tek şey o kâğıt parçalarının üzerine karalanmış kelimelerdi ki zaten okuduktan sonra saniyeler içinde unutacaktınız onları da. Beni yine her zamanki gibi bir başıma bırakmıştınız.

Benliklerim de etrafıma saçılmıştı zaten. Farkında değildiniz yine her zamanki gibi. Yanımda benimle beraber yatmakta olanların kimler olduğu umurunuzda değildi haliyle. Mesela Lavinia vardı sağ yanımda. Ölü ruhumla beraber gelmişti şu dünyaya. Zaten var oluşunu ruhumun yok oluşundan almıştı. Ruhum yaşasa o kaybolacaktı, o yaşasa ruhum. Ruhumdansa onu yaşatmayı tercih etmiştim. O da bir bendi ne de olsa. Beni eksik bırakmazdı. Ki bırakmadı da. Ruhumun yok oluşu armağan oldu onun varlığına.

Sol yanımda Anka vardı. Kırık, yanmış ve küle dönmüş hayallerimin tek umudu. Kelimelerimin sahibi, cümlelerimin hâkimi… Yüreğimin yangınından var olmuştu yüreğim yok olurken. O saatten sonra yüreğimi kurtarmamın imkânı yoktu. Gözyaşlarım da söndürmezdi zaten bu ateşi. Alevler içinden çıkmıştı Anka. Belki de bu yüzdendi yangınımın hep içimde durup da beni yakmaması.

İnanmamıştınız onlara da bana inanmadığınız için. Yanımda yattıklarını bile görmüyordunuz bu yüzden.  Minik’e zaten hiç inanmamıştınız en başından. Onlara inanmadınız çünkü hepsi birer hayaldi sizler için ve hayaller gerçek olmayan ve gerçekleşemeyecek bir umut, beyinlerimizin bir oyunuydu size göre. Oysa hayallerin gerçek olabileceğini anlatmaya çalıştım sizlere ancak sizler beni anlamadınız çünkü hayal kurmayı unutmuştunuz ve benim bu konuda size yardım edebilecek gücüm yoktu. Siz unuttuğunuzla kaldınız bense anlattığımla.

Lavinia, Anka ve ben. Biz aynı bedende yaşayan farklı benlikler. Aynı gerçeği yaşayan ve aynı hayali kuran üç faklı benlik… Varlığımızın sonucu, yokluğumuzun sebebi ise Minik. Üçümüzün de işittiği tek melodi Minik.

ESMA NUR ZORLU

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİSİ

Leave a Comment