Posted on: Şubat 18, 2021 Posted by: admin Comments: 0

Gündüz ve gece, hayatın olmazsa olmaz ikilisi. En önemli tezadı, farklılığın ortaklığı. Beyazı ve siyahı.

Gündüz sıcak ve aydınlık. İnsanlarda yaşama sevinci. Sokaklar kalabalık. Satıcıların sesleri, yemek kokuları… Kuşların cıvıltılarıyla birlikte gelen çiçek kokusu. Dalga sesine karışan vapur düdüğünün sesi. Limana çarpan dalgaların getirdiği huzur.

Vapurda insanlar; kimi gazete okuyor kimi müzik dinliyor kimileri ise sohbet ediyor. Bir kadın çiçek satıyor. Bir adam çiçek alıyor, yanındaki güzel kadına veriyor. Kadın seviniyor, adama sarılıyor. Martılara simit atıyorlar beraber.

Bir martı az önce atılan bir simit parçasını yakalıyor, hızlı uçuyor. Yuvasına varıyor. Yakaladığı parçayı yuvadaki küçük martılardan birine veriyor. Bu böyle birkaç kez sürüyor.

Bir kelebek şahit oluyor tüm bu olanlara. O kadar büyük ve güzel ki… Sanki büyük beyaz bir melek. Hızlı hızlı çırpıyor kanatlarını. Çocukların arasından geçip bir çiçeğe konuyor.

Küçük bir kız kelebeği görüyor. Daha sonra salıncağa doğru koşuyor. Koşarken altın sarısı saçları güneş gibi parlıyor. O anda bir adama çarpıyor. Gülümsüyor adama, adam da ona.

Adam bir binaya giriyor. Kimi görse selam veriyor. Hızla merdivenleri çıkıyor, masasının başına geçiyor. Bir kadın geliyor, masaya bir bardak çay bırakıp çıkarken dudağında “afiyet olsun” mırıltısı.

Herkes telaşlı, herkes günü geçirme derdinde. Koşuşturuyor insanlar oradan oraya. Herkes mutlu belki de bazıları mutsuz. Herkes kendini düşünüyor. Herkesin çok işi, yetişmesi gereken yerler var. Kimi okula kimi ise işe… Gün böyle geçiyor kimse farkında değil.

Gündüz sıcak ve aydınlık. Hoş sohbetler, arkadaşlar, aileler, gülüşmeler kahkahalar… Birazdan güneş batacak ve dünya karanlığa gömülecek.

Gece serin ve karanlık. Caddeler boş, sokaklar ıssız. İnsanlar evlerinde. Dışarıda sadece birkaç evsiz ve ayyaş var. Bir de eve gitmesine birkaç dakika kalanlar.

Çöp tenekelerinden kediler fırlıyor onları köpekler kovalıyor. Martılar yuvalarında, arada bir cırcır böceği şarkısını söylüyor. Ona bay baykuş eşlik ediyor.

Gece sanki kara bir delik, çekmiş sanki içine her şeyi. Gökyüzünde kocaman bir ay ve minik yıldızlar… Gecenin pusunu hafifçe aralıyor.

Ve birden bir kelebek görünüyor. O kadar ihtişamlı ki… Kocaman siyah bir pelerin taşıyor sanki. Gece kadar siyah. Bu sefer kelebeği küçük bir kız görmüyor. Ya da herhangi başka biri. Sadece ben…

Gündüzü severim ama geceyi daha bir severim. Gece karanlık, gizemli ve içimi ürpertiyor. Ürpermeyi severim, gizemi ve karanlığı da. Geceyi severim kısaca, geceyi ve tüm o güzelliklerini.

Peki ben kim miyim? Ben 25. saatte yaşayan, hayatınızda olmasını istemediğiniz olmazsa olmazlardan biriyim. Hayatınıza dair küçük dokunuşları olan, her daim gökyüzünde bulunan. Ölümü ve yaşamı bedeninde saklayan. Ben en kısa zamanda ölümle buluşacak olan ve yeniden doğacak olanım sadece.

İki tane kelebek vardı gökyüzünde. Biri bembeyaz bir melek gibi diğeri simsiyah bir pelerin gibi. Uçtular gökyüzünde faniler her şeyi anlayabilsin diye. Ve unutmadan… Bir de Anka vardı aynı gökyüzünde.

ESMA NUR ZORLU

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİSİ

Leave a Comment